Joker
İçlerinden kaçı onu görüyordu, kaçı küçük olacak kadar büyüktü… Hangisiydi gerçek olan, hayat mı, yoksa “onlar” mı… Peşinden koşuyorlardı kaçmaya çalıştığında, herkese yaptıkları gibi. Herkesi paylaşmışlardı aralarında eskimiş oyun kağıtları gibi. İstedikleri kağıtları dağıtıyorlardı, istemediklerini saklıyorlardı, istedikleri şekilde diziyorlardı herkesi. Veya herkes de “onlar”dan mıydı… Bir yüzü gülümsüyordu, diğer yüzü ağlıyordu Papaz’ın. Canı acıyordu masaya her düşüşünde, her defasında göz yaşı gülümseyen diğer yüzüne çarpıyordu, her seferinde biraz daha yok oluyordu. Nasıl oynayacaklarını biliyorlar mıydı gerçekten de ellerindeki eskimiş kağıt parçalarıyla, yoksa sadece eğleniyorlar mıydı hileli oyunlarında… Düşmesine izin vermiyorlardı Kız’ın renksiz masadan aşağıya, aynı Papaz’a yaptıkları gibi. Joker alınmamıştı oyuna; destenin içinde renkli giysileriyle bekliyordu Vosviddin. Birazdan “onlar”dan biri onu da alıp çarpacaktı renksiz masaya, kırılan, kullanılamaz hale gelen belirsiz hayallerine, gülümseyen yüzüne aldırmadan. Herkes denemişti bir defa da olsa kaçmayı, ama yolun yarısında kalmışlardı takılıp. Yolun yarısından sonrası yoktu aslında. Kimse kaçmasın diye saklıyorlardı renkli kalemleri, kimse yolun geri kalanını çizemiyordu kalemsiz, kimse çıkamıyordu oynamak istemediği oyundan.
Sessizce bıraktı kendisini Vosviddin, destenin arasında onu sakladıkları yerden. Ses çıkarmayacak kadar küçüktü, fark etmediler. Kaçmaya başladı, gitgide uzaklaştı “onlar”dan. Uzaklaştığını sandı belki de sadece. Ne baktı ardına, ne de unuttu Kız’ın gözlerine yansıyan gözlerinin içinde kayboluşunu. Onsuz da devam edebilirlerdi oyunlarına, hiçbir şey değişmezdi, bir eksik, ya da bir fazla… Yine savruluyordu Papaz’la Kız masaya, Vale kayboluyordu ellerinde. Fark etmemişlerdi Vosviddin’in kaçtığını. Bu denli dikkatsiz, bu denli umursamaz olabilirler miydi… Veya ellerinden birinin kaçmasını umursamayacak kadar iyi… Yolun geri kalanında da “onlar”dan biri var mıydı, çizginin altına saklanmış, ses çıkarmadan onu bekleyen…
Her şey büyüktü kendisinden çevresindeki, her şeyden alçaktı. Kırık dallarına dokunamayacağı kadar yüksekteydi yaşlı ağaçlar, hiçbir zaman ulaşamayacağı kadar yüksekti hayatı. Canını acıtan hileli oyundan kaçmıştı, desteyi bozup. Başka bir oyun daha eklendi kuralsız oyununa oynaması gereken. Ama daha kötü ne olabilirdi ki “onlar”dan… Ne kafasının içinde dans eden, onunla alay eden resimlere veda edemeyişi, ne de kaybolmamak için arkasında bıraktığı göz yaşları… Hiçbiri “onlar” gibi değildi, hiçbiri “onlar” kadar acımasız değildi. Yolun yarısına yaklaşmıştı artık. Devam etmek için renkli kalemi yoktu yanında. Kafasını kaldırdı, oyuncak dünyaya baktı çevresindeki… Büyük, ama küçük, “onlar”ın istedikleri gibi oynadıkları kırık, oyuncak dünyaya… Kimse yoktu ona eşlik eden, kimse cesaretli değildi desteyi bozacak kadar. Oyuna seçilmemek için saklanmıştı herkes evinde. Ama saklandıklarını sanıyorlardı sadece. “Onlar” saklıyorlardı herkesi istedikleri yerde, istedikleri zaman kullanıyorlardı. Aslında herkes oyunun içindeydi, ama farkında değildi kimse. Bir adım attı renkli giysiler içindeki Vosviddin, dengesini kaybetti. Aşağıya baktı, yolun yarısına gelmişti. Yerden bir taş aldı, yolu çizmeye başladı. Dakikalarca, saatlerce çizdi… Elinden bıraktı taşı. Eksik yoktu artık, kaçabilirdi. Adımını attı yola doğru. Ve “diğer” Joker atıldı renksiz masaya. Vosviddin’in göz kapakları kapandı yavaşça, çizdiği yolun üstüne yığıldı, kaldı; yolun diğer tarafındaki Kız’ın gözlerinin içine yansıyan gülümseyen gözlerine bakarak…
19 Mayıs 1981'de İstanbul'da doğan