İyi’nin ve Kötü’nün şehrinde…


Kırmızı

24/07/2006

Deniz siyahtı, gökyüzü beyaz… Ay, dağınık, beyaz bulutların ardındaydı. Bulutlarsa ayın ardında… Güneş, ufukta asılı duran adanın ardında toprağa çakılmış, sırasını bekliyordu, ama doğup doğmamakta kararsızdı; uzun kanatlarıyla siyah denizi kırmızıya boyamak için… Ayın ise denizin rengini değiştirmeye cesareti yoktu. Bu yüzden olabildiğince yüksekteydi şehirden, denizden, donuk balıklardan ve plastik yosunlardan… Yıldızlar parıldıyordu, ama deniz siyahtı, gökyüzü beyaz… Bu çaba boşunaydı. Dalgalar köşeli ve yüksekti; donuk balıkları kıracak kadar keskin, bulutlara dokunacak kadar yüksek… Ama dalgalar sessizdi, hızla sahile vurmasına rağmen. Bundan tek şikayet eden dağınık kumdan kalenin içinde yaşayan yaşlı karıncalardı. Her dalgada evleri biraz daha dağılıyor, çevreye saçılıyor; her dalgada evlerinin bir parçası çalınıyordu. Her yıkımda yeni bir ev yapmak için çevreye saçılan parçaları topluyor ve yeni bir ev kuruyorlardı, her defasında kum taneleri onlara daha ağır gelse de. Sessizliği bozan tek şey karıncaların mırıldanmalarıydı, ve bu sesten rahatsız olacak kimse yoktu şehirde. Tek yol karıncaların ufak ayaklarıyla çizdikleri, uzun, kumdan yoldu. Kimse bu yolu takip edebilecek kadar küçük değildi. Ya da o denli büyük… Herkes kum tanelerinin ardında kapana kısılmıştı bu yüzden; kimsenin kaçacak yeri yoktu. Ne kumdan yolu kullanarak başka bir denize, ne de keskin köşeli dalgaların arasından gökyüzüne ulaşabilirlerdi. Ne o kadar küçüktü kimse, ne de dalgaların canını acıtmasını göze alacak kadar cesur… Kağıttan kuşlar, beyaz gökyüzüne yapıştırılmışlardı ve hareket etmek istediklerinde canları yanıyordu; her kanat çırpışlarında biraz daha yırtılıyorlardı. Ama bulutlardan yüksekteydi kuşlar. En azından dalgaların keskin köşeleri onlara zarar veremiyordu. Ancak bu şekilde kısa, kağıttan hayatları uzuyordu, ancak bu şekilde gökyüzünde asılı kalabiliyorlardı. Ta ki güneş doğana dek… Şehirden göç etmek istiyorlardı, ama buna izin vermiyordu siyah-beyaz şehir. Her şey durağandı, her şey belirlenmişti ve her şey herkese uzaktaydı; kimsenin bundan şikayeti yok gibiydi. Ya da şikayet edecek kadar güçlü değildi kimse.

Güneş doğup doğmamakta kararsızdı; ya yalnızca bulutların ardında saklanan ayın uzaklaşmasını bekliyordu, ya da ay şehre veda etse de bir şey değişmeyecekti. En az siyah deniz kadar durgundu güneş; kırmızı toprağa çakılı olmasına rağmen şehre uzaktı. Uzun, kırmızı kanatları soluktu. Şehirdeki her şey gibi, herkes gibi… Kum tanelerinin arasında kaybolmuştu Vosviddin. Bir adım attı… Gökyüzünde asılı duran kağıttan kuşlar çığlık atmaya başladı. İki eliyle kulaklarını kapattı Vosviddin; ses kulaklarını tırmalıyordu. Yalnızca tek bir dalga dengesini bozmak için yeterliydi. Her adımında kum taneleri daha fazla sarıyordu çevresini, her adımında gitgide yok oluyordu. Karıncaların çizdikleri kumdan, uzun yolu takip etmekten ya da dalgaları aşmaktan başka çaresi yoktu. İkisi de imkansızdı onun için ne var ki; kumdan yola sığmayacak kadar büyük, dalgaları aşamayacak kadar küçüktü. Yerde donuk balıklardan arta kalan tahta, kırık bir olta vardı. İki eliyle dikkatlice tutarak oltayı yerden aldı Vosviddin. Siyah denizle beyaz gökyüzünü ayıran ince, renksiz çizginin dikkatsiz hareketlerini izledi bir süre; ve kendisini siyaha bıraktı.

Yol almaya çalıştı; keskin köşeli, canını acıtan dalgaların arasında. Her hareketinde daha fazla kanıyordu elleri, ve keskin köşeli hayalleri. Gökyüzüne çakılı duran kağıttan kuşların yırtılan parçaları ve çığlıkları boşlukta savruluyordu. Gökyüzünün içinde kaybolan bulutlar devamlı yer değiştiriyordu, köşe kapmaca oynar gibi. Hızlı hareket ediyordu her şey, her şey dağınıktı. Her yanı kanıyordu Vosviddin’in; elleri, kesik kalbi ve göz kapakları… Deniz, kanla boyandı. Güneşe gerek kalmadan… Ardına baktı Vosviddin; yaşlı karıncaların kumdan evinden uzaktaydı, aynı renksiz, dikkatsiz çizgi gibi, aynı güneş gibi… Yeniden yol almak için yüzünü çevirdi ufka doğru; havada asılı duran ada karşısındaydı. Dondu Vosviddin; en az göç etmeye çalışan balıklar kadar donuktu. Dev ada her yanı kaplamıştı, dalgalara aldırış etmeksizin. Adaya adımını attı Vosviddin. Soluk soluğaydı ve elleri hala kanıyordu, hala canı acıyordu. Gökyüzünü delen eski bir merdiven vardı karşısında; aya doğru uzanan. Çıkmaya başladı merdivenden. Yavaş yavaş, dikkatlice… Kan damlalarını ardında bıraktı. Ve aya uzandı… Her yer bembeyazdı. Yere dokundu… Renkler dağıldı. Cebinden oltasını çıkardı ve aşağıya, adaya doğru savurdu; güneşi yakaladı. Kendisine doğru çekmeye başladı, elinde kalan son gücüyle. Ve kırmızı, uzun, parlak kanatlarından tutarak yanına aldı güneşi; deniz beyaza boyandı, gökyüzü siyaha…

WordPress database error: [Table 'wordpress.wp_comments' doesn't exist]
SELECT * FROM wp_comments WHERE comment_post_ID = '29' AND comment_approved = '1' ORDER BY comment_date

489 Yorum »

Yorum yok.

Yorum yazın

:mrgreen: :neutral: :twisted: :shock: :smile: :???: :cool: :evil: :grin: :oops: :razz: :roll: :wink: :cry: :eek: :lol: :mad: :sad: